A.A.: Bu yüzden anakronizm’den söz ediyor sanırım, çünkü biçimsel bir benzerlik var aralarında.
H.D.: Görünüş benzerliği var.
A.A.: Görünüş, evet.
H.D.: O Pollock’tan daha çok lekeci.
A.A.: Hegel’den söz ettiniz, Hegel sanatın nesnenin kendisiyle değil görünümüyle, yüzeyiyle ilgilendiğini düşünüyordu. Bu açıdan, Hubermann’ın söz ettiği Pollock lekeleriyle ilgili olarak bakarsak, Pollock ve Fra Angelico’nun arasında nasıl bir ilişki olduğunu düşünüyorsunuz? Yani görünüşleri ve Hegel’in estetik üstüne ve anakronizmden hareketle yapılan tarihsel hareket hakkında verdiği derste söyledikleri, ikisinin yaklaşımları ve Hegel’in biçim ya da yüzeyle, nesnenin kendisiyle değil görünüşüyle ilgili söyledikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
H.D.: Hegel arzuyla ilişkili bir “güzel” kavramı oluşturmuştu…
Bu pasajın en sade ama en keskin kelimesi “görünüş”. Israrla dönüp duruyor: görünüş, yüzey, leke. Sanki sanatın derinliğini değil, kabuğunu konuşuyorlar. İlk bakışta küçültücü gibi gelebilir bu; “yüzeysel” der gibi. Ama burada tam tersi bir önerme var: belki de sanat zaten yüzeyde olur.
Tuval dediğin şey bir yüzey.
Leke dediğin şey yüzeye bırakılmış bir iz.
Görünüş dediğin şey gözle temas eden ilk katman.
Pollock’un lekeleriyle Fra Angelico’yu aynı cümlede düşünmek, tam da bu yüzden ilginç. Tarihsel olarak aralarında yüzyıllar var ama biçimsel olarak “iz” üzerinden bir akrabalık kurulabiliyor. Anakronizm denilen şey, kronolojiyi değil gözü ciddiye almak gibi: zaman değil, bakış belirleyici.
Bu bakış açısı mimarlık için de tanıdık. Biz de çoğu zaman nesnenin “kendisi”nden çok yüzeyiyle uğraşıyoruz. Cephe, kaplama, doku, ışığın duvara düşüşü… Bir binayı ilk anda kavradığımız yer hep görünüş. Planı kimse görmez; cepheyi herkes görür.

Belki de mimarlık da Hegelci anlamda bir “görünüş sanatı”.
Yapının strüktürü, tesisatı, taşıyıcısı içeride saklı; kamusal olan hep yüzey. Kentle ilişki kuran şey de o. Bu yüzden cephe kararları bazen yapının bütün felsefesinden daha belirleyici oluyor.
Metindeki leke fikri burada güzel bir metafora dönüşüyor. Pollock’ta leke rastlantı gibi durur ama aslında bilinçli bir jesttir. Mimarlıkta da yüzeydeki her iz — bir pencere oranı, bir derz, bir gölge çizgisi — küçük ama anlamlı kararlar. Hepsi bir “görünüş politikası”.
Dolayısıyla pasaj bence şunu söylüyor: sanatın tarihi sadece fikirlerin değil, yüzeylerin tarihidir. Ve bazen en derin meseleler en ince katmanda, göz hizasında saklıdır.
Kitabın adı: Sanat Tarihi: Sıradışı Bir Disiplin
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yazar: Ali Akay
Basım tarihi: 2019
Sayfa sayısı: 100
Yorumlar