“Dikkat edileceği üzere, mimarideki olumsuz değişmelerden söz ettiğimiz bu bölümde ‘ülkemizdeki yapılaşmalar’ ifadesi, olumlu değişimlerden söz edilen bir sonraki bölümde ise ‘ülkemizdeki mimari’ ifadesi kullanılmıştır. Bunun nedeni, olumlu değişimin mektepli –veya alaylı– mimarlarımızın elinden çıkması, olumsuzlukların büyük bölümünün ise mimar olmayan, bir mimara veya inşaat mühendisine ihtiyaç duymadan, çoğu ruhsatsız ev yapan insanlarımızın ve onlara göz yuman belediyelerin elinden çıkıyor olmasıdır.”
Buradaki ayrım çok net ve bilinçli: yapılaşma ve mimari.
Aynı kökten gelen iki kelime ama bambaşka anlam dünyaları.
Yapılaşma daha çok nicelik çağrıştırıyor: çoğalma, yayılma, doldurma.
Mimari ise nitelik: düşünülmüşlük, tasarım, sorumluluk.
Sanki biri “yapmak”, diğeri “tasarlamak”.
Metin bu ayrımı ahlaki bir çizgi gibi kullanıyor. Olumsuzluklar plansız ve denetimsiz “yapılaşma”dan, olumlu örnekler ise bilinçli “mimari”den doğuyor. Sert ama yerinde bir tespit. Çünkü kentte çoğu zaman gördüğümüz şey gerçekten mimarlık değil, sadece üst üste yığılmış metrekareler.
Barınak var, ama mekân yok.
Duvar var, ama düzen yok.
Bu bana hep şu soruyu düşündürür: Bir şey ne zaman mimarlık olur? Sadece ayakta durduğu için mi, yoksa bir niyet taşıdığı için mi?

Pasajın ima ettiği cevap ikinciye yakın. Mimarlık bir teknikten çok bir sorumluluk meselesi. Kente karşı, komşuya karşı, geleceğe karşı. Ruhsatsızlık burada sadece hukuki değil, etik bir eksiklik gibi duruyor.
Ayrıca dildeki küçük tercih çok öğretici: “mimari” olumlu bölümde, “yapılaşma” olumsuz bölümde. Yazar kelimeyle tavır alıyor. Bu da mimarlığın aslında sadece betonla değil, kavramla da kurulduğunu hatırlatıyor.
Kısacası pasaj, basit bir terminoloji farkından büyük bir eleştiri çıkarıyor: kentleri çoğaltıyoruz ama tasarlamıyoruz.
Belki de sorun tam burada.
Kitabın adı: İnsanın Korunakları -2 Mimari
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Yazar: Prof. Dr. Üstün Dökmen, Selcan Dökmen
Basım tarihi: 2016
Sayfa sayısı: 288
Yorumlar