“Dilbilimsel şemalar, genelde göstergelerle kullanılır. O zaman ‘mimarlık elemanlarını bu şemaya nasıl oturturuz?’ diye düşünüyor bu ilk kuramcılar. Bütün bunların mimariyi bu çerçeveye oturtmaya yönelik çalışmalarında birkaç temel kavramın ön plana çıktığını görüyoruz.”
Bu satırları okurken mimarlığın sessizce konuşan bir dil olduğu fikri yeniden beliriyor. Duvar, kapı, boşluk, merdiven… Hepsi birer yapı elemanı olmaktan çok, cümle içindeki kelimeler gibi davranmaya başlıyor. Bir cephe bazen bir fiil kadar hareketli, bir kolon ise nokta kadar kesin olabiliyor. Sanki tasarım dediğimiz şey, kelimeleri yan yana dizmek değil de, mekânları art arda getirerek bir anlam kurmak.

Belki de bu yüzden bazı binaları “okuyabiliyoruz”, bazılarını ise sadece “görüyoruz”. Okunabilenler, kendi gramerini kurmuş olanlar: nerede duracağını, nerede susacağını bilen yapılar. Yazıda işaret edildiği gibi, mimarlığı dile yaklaştırmak, onu metaforlaştırmak değil; aksine, her kararın bir sözcük kadar bilinçli olduğunu hatırlatmak. Tasarım, o hâlde, biraz da yazmak gibi: fazla kelimeyi silmek, doğru vurguyu bulmak ve sonunda mekânla bir cümle kurmak.
Kitabın adı: Mimarlıkta dil ve anlam
Yayınevi: Mimarlar Odası Yayınları
Yazar: Atilla Yücel
Basım tarihi: 2005
Sayfa sayısı: 59
Yorumlar