Mimarlık yazımı
Mimarlar sadece çizmez, çizileni yorumlamaz. Okur, yazar, yazılanı yorumlar. Böyle bir yetkinliğimiz de var evet.
4 içerik
Mimarlık yazımı etiketli içerikler
“Çamurun kerpiçe, kerpicin duvara, duvarın odaya ve odanın hayata dönüşümü. Bin dokuz yüz yetmiş yedi haziranı. … her gün, gece gündüz, kar kış, yağmur çamur, yaz sıcak toz toprak…”
Bu birkaç satırda mimarlık neredeyse bütün teorik yükünden arınıyor ve en yalın hâline dönüyor: malzemenin hikâyesine. Çamur önce elde yoğrulan bir şey,
“Dilbilimsel şemalar, genelde göstergelerle kullanılır. O zaman ‘mimarlık elemanlarını bu şemaya nasıl oturturuz?’ diye düşünüyor bu ilk kuramcılar. Bütün bunların mimariyi bu çerçeveye oturtmaya yönelik çalışmalarında birkaç temel kavramın ön plana çıktığını görüyoruz.”
Bu satırları okurken mimarlığın sessizce konuşan bir dil olduğu fikri yeniden beliriyor. Duvar, kapı, boşluk, merdiven… Hepsi
“Yazı bir tür canlı mıknatıslanma alanı oluşturuyor, böyle bir alan üretiyor. Bu açıdan baktığımda, benim başarılı gördüğüm projelerim her zaman iki an’dan kaynaklanmışlardır: İlk olarak, yaşanmaz bir şeyi açığa çıkarırım. İkinci an: Yaşanmaz olanı yaşanabilir olana dönüştüren bir fikir ortaya çıkar.”
Bu cümleleri okurken mimarlıkla yazı arasındaki mesafe bir
“Mimarlık alanında alaycı dönüştürüm; tarihi yapının mimari elemanlarının biçimsel veya üslupsal değişikliğe uğraması olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda pencere, kapı ve çatı gibi mimari yapı elemanlarının boyutsal özelliklerinin değiştirilmesi, bozulması veya yok edilmesi olarak tanımlanmıştır.”
Metni okurken ister istemez şunu düşünüyorum: Mimarlık bazen en sert eleştirisini yine mimarlığın kendi diliyle yapıyor.