Uzaktan bakınca hepsi daha davetkâr duruyor. Parlak kapaklar, büyük fotoğraflar, tam sayfa renderlar, dramatik gölgeler… İnsan ister istemez elini önce onlara uzatıyor. Metni yoğun, siyah beyaz, şemasız kitaplar ise biraz daha mesafeli; sanki “beni okumak için emek harcayacaksın” der gibi.
Ama tam da burada küçük bir şüphe başlıyor: Bu cazibe gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa yalnızca iyi paketlenmiş bir kolaylık mı?
Mimarlık zaten görsel bir disiplin. Plan, kesit, perspektif olmadan düşünemiyoruz. Bir duvar kalınlığını, bir boşluğun oranını, bir merdivenin ritmini kelimelerle anlatmak çoğu zaman işkence. Bu yüzden çizim, diyagram ve şema mimarlığın ana dili. Metnin yanına iliştirilmiş süsler değil; bizzat düşüncenin kendisi.
Fakat fotoğraf başka bir şey.
Bir yapının bitmiş, cilalanmış, “en iyi açıdan” çekilmiş fotoğrafı çoğu zaman düşünmeyi değil, hayran olmayı tetikliyor. O kareye bakıp çözümlemiyoruz; sadece beğeniyoruz. Oysa teknik ya da kuramsal bir kitapta ihtiyacımız olan şey tam tersi: Büyülenmek değil, anlamak.

Medya çağında gözümüz zaten sürekli imaj bombardımanı altında. Instagram’da, Pinterest’te, ArchDaily’de binlerce bina fotoğrafı kaydırıyoruz. Kitap dediğimiz şey belki de tam burada farklılaşmalı. Daha yavaş, daha analitik, daha metinsel olmalı. Fotoğrafın hızını değil, düşüncenin ağırlığını taşımalı.
Üstelik dürüst olalım: O kuşe kâğıtlar, tam sayfa renkli baskılar kitabın fiyatını ciddi biçimde artırıyor. Fakat aynı oranda bir bilgi artışı sağlıyor mu? Çoğu zaman hayır. Aynı projeyi üç farklı açıdan görmek, çoğu teknik soruya cevap vermiyor. Bir detay kesiti, küçük bir aks diyagramı ya da kaba bir el eskizi bazen on fotoğraftan daha öğretici olabiliyor.
Benim için asıl “resim” kıymetli olan şu: basit grafikler, akış şemaları, ölçü çizimleri, eskizler. Yani düşüncenin izini taşıyan görseller. Bitmiş sonucu parlatan değil, süreci açığa çıkaran çizimler. Bir mimarın karaladığı notlu bir eskiz, çoğu zaman profesyonel çekilmiş bir cephe fotoğrafından daha samimi ve daha öğretici.
Çünkü eskiz yalan söylemez. Kararsızlığı, arayışı, hatayı gösterir. Fotoğraf ise genellikle sonucu kutsar.
Belki mesele “resimli mi resimsiz mi” sorusu değil. Hangi tür görseli neden kullandığımız. Eğer görsel metnin yerine geçiyorsa, orada bir tembellik var. Ama metni derinleştiriyor, kavramayı kolaylaştırıyor, düşünmeyi hızlandırıyorsa; o zaman gerçekten mimari bilginin bir parçası.

Kısacası, mimarlık kitaplarında görsel bir lüks değil, bir araç olmalı. Gösteriş için değil, açıklık için.
Ben yine de rafta en çok kenarları kıvrılmış, bol not alınmış, içinde sadece birkaç siyah beyaz diyagram olan kitaplara dönüyorum. Çünkü bazen en iyi resim, zihinde kurduğumuz o görünmez olan.


Yorumlar