Geçtiğimiz günlerde okuduğum “Mimarlık Kitabı Tasarlamak?” başlıklı metin tam olarak böyle bir etki yarattı bende. Başlığı ilk bakışta teknik bir soruya işaret ediyor gibi: kitap tasarımı, editörlük, grafik düzen… Oysa birkaç paragraf sonra mesele hızla genişliyor. Kitap bir “ürün” olmaktan çıkıyor, neredeyse bir mekâna dönüşüyor. Tutulan, koklanan, ağırlığı olan, bedeni olan bir nesneye.
Metindeki şu cümle özellikle çarpıcıydı:
“Kitap uzaktan bakılan değil, elde tutulan, bu şekilde işlevini yerine getiren bir nesne.”
Bu cümleyi okuduğumda ister istemez mimarlıkla kurduğumuz ilişkiyi düşündüm. Render’lara, fotoğraflara, Instagram karelerine bakarak “gördüğümüzü” sandığımız yapılar aslında ne kadar eksik? Bir kitabı sadece kapağından tanımak neyse, bir yapıyı yalnızca görselinden tanımak da biraz o. Dokunmadan, içinde dolaşmadan, ağırlığını hissetmeden.
Metin ilerledikçe editör ve tasarımcıyı “ruhu” ve “bedeni” kuran iki figür olarak tarif etmesi çok hoşuma gitti. Editör koreografiyi kuruyor, tasarımcı o koreografiye mekân inşa ediyor. Neredeyse bir mimarlık tarifi bu. Plan, strüktür, malzeme, boşluk, ritim… Hepsi kitap üzerinden yeniden okunabilir hâle geliyor.
Bir noktada yazarın Rus avangard tasarımcı El Lissitzky’den söz edip kendini “tasarımcı” değil “konstrüktör” olarak tanımlamasını hatırlatması da boşuna değil. Kitap yapmak burada grafik bir süsleme işi değil; adeta bir inşa faaliyeti. Bir bina kurar gibi kitap kurmak.
Belki de en sevdiğim tarafı, “mimarlık kitabı” diye ayrı bir türü reddetmesi oldu. Nasıl “mimarlık filmi” ya da “mimarlık logosu” diye ayrı bir disiplin yoksa, kitabın da konusu mimarlık olabilir ama kendisi yine kitaptır, diyor. Bu yaklaşım, mesleğin etrafına ördüğümüz o küçük gettoları dağıtıyor. Mimarlığı biraz daha alçaltıyor, biraz daha gündelik ve geçirgen bir yere koyuyor. Bence çok sağlıklı bir yer burası.
Son bölümlerde geçen “suret” meselesi ise metni neredeyse felsefi bir yere taşıyor. Kitapların, yapıların, hatta insanların temsilleri… Fotoğrafla gördüğümüz şeyle gerçekten bildiğimiz şey arasındaki mesafe. Bir mimar monografisinin aslında mimarın, editörün ve tasarımcının görmek istediği bir “yüz” üretmesi… Bu kısım, mimarlık medyasına ve portfolyo kültürüne hafifçe dokunduran bir eleştiri gibi de okunabilir.
Kısacası, kitap tasarımından yola çıkıp mimarlığın temsil krizine kadar uzanan, hem mesleki hem düşünsel olarak besleyici bir metin. Yavaş yavaş, sindire sindire okunmayı hak ediyor. Hatta mümkünse basılı bir kitap eşliğinde.
Ben burada sadece birkaç kapısını araladım. Asıl metnin tamamını okumak için:


Yorumlar