Mimarlıkta saydamlık çoğu zaman camla, cepheyle ya da teknik bir detayla eş tutulur. Vedat Tokyay’ın Kentin ve Mimarlığın Anahtarı Olarak Saydamlık kitabı ise tam burada durup soruyu tersinden soruyor: Saydamlık gerçekten gördüğümüz şey mi, yoksa algıladığımız arka plan mı?

Literatür Yayıncılık’tan çıkan bu kitap, mimarlık eğitiminde çoğu zaman yüzeysel geçilen ama tasarımın özüne temas eden bir kavramı, iki güçlü başlık altında ele alıyor: Görülür Saydamlık ve Olgusal Saydamlık. İlki, ışığın mekâna girişiyle birlikte mekânın nasıl kurulduğunu anlatırken; ikincisi, mimari biçim, ışık ve mekânsal örgütlenme aracılığıyla “arka plan”ın nasıl görünür kılındığını tartışıyor. Yani birinde ışık ve mekân ön plandayken, diğerinde göz, algı ve bağlam devreye giriyor.

Kitap, görülebilir saydamlığı ele alırken bizi iklim, yer ve geleneksel sivil mimarlık üzerinden düşünmeye davet ediyor.

Pencerelerin yalnızca cephede açılmış delikler değil; duvar, tavan ve zeminle kurulan bilinçli boşluklar olduğu fikri etrafında dolaşıyor. Günışığının mekâna alınma biçimleri, ışık rafları, çatı pencereleri gibi araçlar anlatılırken, bir yandan da “saydamlık ne değildir?” sorusu sürekli masada kalıyor.

Cam cepheli gökdelenlerin neden saydamlıkla ilgisi olmadığı bu bölümün en çarpıcı farkındalıklarından biri.

Olgusal saydamlık kısmıysa kitabın düşünsel omurgasını oluşturuyor. Burada soru net: Arka planı en güçlü biçimde algılatmak için hangi mimari araçlara ihtiyaç var? Mekânsal örgütlenme, çok katmanlılık, ışığın kullanımı ve tarih-zaman bilinci bu sorunun anahtarları olarak ele alınıyor. Kent ile yapı arasındaki ilişki, bazen fiziksel çevre, bazen demokrasi, bazen doğa, bazen de kolektif hafıza üzerinden okunuyor.

Milli Reasürans Yapısı’ndan Oslo Opera Binası’na, Louvre Piramidi’nden Sevilla’daki Metropol Parasol’e kadar uzanan örnekler, olgusal saydamlığın nasıl farklı bağlamlarda üretilebildiğini gösteriyor.

Galataport ise bu bağlamda özellikle “olumsuz örnek” olarak tartışılıyor. Demokrasi ve özgürlük kavramlarının arka plan olduğu Alman parlamento yapıları, dini mekânlarda doğanın bir arka plan olarak nasıl kurulduğunu gösteren Ando, Çinici, Sayın ve Arolat yapıları; mimarlık tarihinin kendisinin arka plan olduğu Hadid ve Herzog & de Meuron örnekleri kitabın düşünsel haritasını genişletiyor.

Doğa ile kurulan ilişki, kütüphaneler ve kamusal yapılar üzerinden ayrı bir arka plan olarak ele alınıyor; Gotik kiliselerle çağdaş yapılar, Osmanlı mimarisiyle Romanesk örnekler aynı kavramsal çerçevede yan yana getirilebiliyor. Kronolojik değil, düşünsel bir okuma öneriliyor okura.

Bu kitap, saydamlığı bir cephe meselesi olmaktan çıkarıp, mimarlığın kentle, toplumla ve tarihsel bağlamla kurduğu ilişkiye dair güçlü bir düşünme aracı hâline getiriyor. Görmekle yetinmeyip algılamak isteyenler için; özellikle de “arka plan”ı tasarımın asli unsuru olarak görenler için önemli bir durak.


Kitabın adı: Kentin ve Mimarlığın Anahtarı Olarak Saydamlık
Yayınevi: Literatür Yayınları
Yazar: Vedat Tokyay
Basım tarihi: 2025
Sayfa sayısı: 188