“Yazı bir tür canlı mıknatıslanma alanı oluşturuyor, böyle bir alan üretiyor. Bu açıdan baktığımda, benim başarılı gördüğüm projelerim her zaman iki an’dan kaynaklanmışlardır: İlk olarak, yaşanmaz bir şeyi açığa çıkarırım. İkinci an: Yaşanmaz olanı yaşanabilir olana dönüştüren bir fikir ortaya çıkar.”
Bu cümleleri okurken mimarlıkla yazı arasındaki mesafe bir anda kapanıyor. Sanki proje dediğimiz şey, çizimden önce bir metin gibi davranıyor; bizi kendine çeken, düşünceyi etrafında toplayan bir “alan” kuruyor. Tasarımın başlangıcı da çoğu zaman konforlu bir cevap değil, tersine hafif bir huzursuzluk: bir boşluk, bir uyumsuzluk, bir “burada bir şey yanlış” hissi.

Belki mimarın işi tam da bu iki an arasında gidip gelmek. Önce problemi görünür kılmak, hatta biraz abartmak; sonra o gerilimden bir mekân çıkarmak. Bu yüzden iyi projeler bana hep iyi yazılmış paragraflar gibi geliyor: önce düğüm atıyorlar, sonra nefes aldırıyorlar. Mimarlık da yazı gibi, yaşanmaz olanı anlamlandırma ve sonunda ona katlanılabilir bir form bulma çabası. Bir tür düşünceyi mekâna tercüme etme pratiği.
Kitabın adı: Görmek ve Yazmak – Bir Mimar ile Bir Yazar Tartışıyor
Kitabın özgün adı: Writing and Seeing Architecture
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yazar: Christian de Portzamparc, Philippe Sollers
Çeviri: Cem İleri
Basım tarihi: 2010
Sayfa sayısı: 140
Yorumlar