“Mimarinin ‘donmuş/taşlaşmış müzik’ şeklindeki tanımının bilmeyen var mıdır?
Architektur ist erstarrte Musik.”
Bu cümle mimarlıkla ilgilenen hemen herkesin kulağına bir yerlerden çalınmıştır. Schelling’in ortaya attığı, Goethe ve Schopenhauer’un tekrar tekrar dolaşıma soktuğu bu benzetme, ilk bakışta oldukça şiirseldir. Ama burada asıl mesele benzetmenin kendisi değil; ne pahasına anlamlı hâle geldiğidir.
Müzik zamanla var olur. Akışa, harekete ve sürekliliğe ihtiyaç duyar. Mimarlık ise çoğu zaman tam tersine, durgunluk ve kalıcılık üzerinden tanımlanır. Taş, beton, demir… Donmuş olanın maddeleri. Ancak bu metin, mimarlığın bu şekilde okunmasının eksik kaldığını ima eder.
“Mimari, mekândaki sükûn kadar hareketi de inşa eder.”
Bu cümle kritik. Çünkü mimarlık sadece duran şeyleri değil; içinden geçilen, içinde yönlenilen, hızlanan ve yavaşlanan bir akışı kurar. Tıpkı müzik gibi. Bir mekâna giriş, bir eşiği aşma, bir boşluğa ulaşma; bunların hepsi zamansal deneyimlerdir. Yani mimarlık, sandığımız kadar zamansız değildir.
Burada “taşların uyumu”ndan söz edilirken aslında sadece malzemelerin değil, oranların, boşlukların, derinliğin ve insan ölçeğinin de bu uyuma dahil olduğu hatırlatılır. Müzik notalarla değil, sessizlikle de var olur. Mimarlık da duvarlarla değil; boşlukla, ara ile, nefesle kurulur.
“Bir zamanlar bilmeden mekânı boşluk olarak tanımlıyorduk; bazen de mutlak yokluk olarak.”
Bu, mimarlığın en büyük yanılgılarından biridir. Boşluğu yokluk sanmak. Oysa boşluk, mekânın melodisidir. Yapının içindeki ritmi, gerilimi ve çözülmeyi belirler. Hacim ile boşluk arasındaki ilişki bozulduğunda, müzik kakofoniye dönüşür.
Metnin sonunda ima edilen şey şudur:
Mimarlık sadece üç boyutlu bir nesne değil; dördüncü boyutla, yani zamanla birlikte var olur. Kullanıcının hareketi, ışığın değişimi, sesin yankısı… Bunların hepsi mimari deneyimin parçasıdır.
Belki de bu yüzden mimarlığı “donmuş müzik” olarak tanımlamak yetmez.
Çünkü iyi mimarlık, tamamen donmaz.
Yavaşlar, yoğunlaşır, susar ama hâlâ akmaya devam eder.
Kitabın adı: Mimarlık ve Felsefe
Yayınevi: Kapı Yayınları
Yazar: Dücane Cündioğlu
Basım tarihi: 2023
Sayfa sayısı: 168
Yorumlar