Bazı kitaplar ve müellifleri vardır ki sanki gerçek hayatta onlarla yıllar süren bir tanışıklığınız vardır. Metinler çok içinize siner, kitabın her yerinde notlarınız, altı çizilmiş yerler vardır. Eğer ayrıca bir edebi not defteriniz var ise de hakkında karaladığınız pek çok şey de olabilir. Fikirleri, düşünceleri ya da eleştirileriyle, üretimleri hakkında üretim süreçleri hakkında, araştırmaları ya da metine döktükleri hakkında kendisiyle bizatihi sohbet etmişliğiniz varmışçasına bir anlamda okuyucu sadakati beslersiniz.

Bruno Munari de benim için öyle. İlk olarak Kare - Daire - Üçgen kitabı vesilesiyle (geç de olsa) tanıştım kendisiyle.

Kare Daire Üçgen - Bruno Munari | Mimarlık Kitap İncelemesi
Kitabın adı: Kare Daire Üçgen Kitabın özgün adı: Square Circle Triangle Yayınevi: Ketebe Yazar: Bruno Munari Çeviri: Bengisu Bayrak Basım tarihi: 2023 Sayfa sayısı: 288

İyi adam. Kendince sanat - tasarım ve bu ikisinin kesişiminde felsefi üretimlerini metinleri üzerinden deneyimleme imkanım oldu.

Sanatsal düzlemin gün geçtikçe "yapaylaşmaya başladığı", ticari ehemmiyetin önceliklendiği, usta-çırak ilişkinin neredeyse tamamen yok olduğu bir çağda çeşitli sanat üretimlerinde birlikte çalıştığı pek çok usta isimden kitabında cömertçe bahseden bir yazar düşünün. O bir usta yazar düşünür. Yarım yüzyıldan daha uzak bir dönemden yapıp ettikleriyle o işlerin ardında yatan felsefi söylemleriyle bugüne dahi ışık tutabilmek bence büyük maharet.

Meslek Olarak Sanat adlı yapıtından bahsediyorum. Giorno gazetesi için yazdıklarına ilave olarak kitabın temasına uygun gördüğü başka yazıları da içeren bu yapıt, gündelik nesnelerin estetiği, endüstriyel tasarım, grafik tasarım, kullanım nesneleri ve sanat - görsel iletişim düzlemleriyle ilgili keyifli bir başvuru kaynağı olarak görülebilir.

Bir okur olarak, kendimce bazı tercihlerim ve belki şımarıklıklarım var. Mesela bir kitabın içeriğini oluşturan metinler daha önce parça parça çeşitli kaynaklarda yayımlanan şeyler olduğunda nedensiz bir önyargı oluşuyor. Yazarın tembelliği gibi algılayabiliyorum. Her zaman olmasa da bu önyargıyı kırabilen nadir kitaplara rastladığım da oluyor (bu yazının yazılmasına vesile olan bu kitap gibi). Eğer kitabı o farklı kaynaklardaki metinler gerçekten iyi kürate edilerek seçilip bir araya getirildiğine ikna olursam okumaya devam edebiliyorum. Yoksa yine bir şekilde edinip kendisini kitaplığımdaki raflardan ilgili bölümde muhafaza ve müdafaa etmeye devam ediyorum.

Kitapla ilgili düşüncelerim genel anlamda oldukça olumlu. Bu tarz arada üretimlerin de teknik yönleriyle ele alındığı kitaplarda gördüğüm genel bir sorun; okuyucu yazarın ilgili bölüme ne kadar yer ayırırsa ayırsın, ne kadar ince detaylara değinirse değinsin ürünü bizzat görmeden ya da deneyimlemeden nasıl çalıştığını, nasıl üretildiğini yeterince iyi anlayamayabileceğini düşünüyorum. Benzer sorunun başka örneklerini de pekala verebilirim. Mesela hayranlıkla okuduğum ve Yüksek Lisans bitirme projemi üzerine kurduğum, onu okuduktan sonra bir mesleki kuruluşun düzenlediği metin yarışmasında ödül de kazandığım Bernard Tschumi - Mimarlık ve Kopma kitabı ve kitapta daha çok mesleki üretimlerini anlattığı Alvaro Siza'nın Apaçıklığı İmgelemek kitaplarında da benzer eleştirim geçerliliğini koruyor.

Çeşitli zamansal nedenler ile 2 haftada okuduğum ama kendi hızımı göz önüne aldığımda kesinlikle 3 veya bilemedin 4 günde okunabilecek bir kitap. Baya bildiğin üzerine notlar alarak, edebi not defterine okuduklarımla ilgili bişeyler karalayarak, üzerine sesli düşünerek ve daha önce okuduğum kitaplarla metinlerarasılıklar kurarak keyifle tamamladığım bir kitap oldu.

0:00
/0:19

Sanatçının vasfı, insani özellikleri gibi konular da dahil aslında bir yol haritası sunuyor. Çeşitli örneklerle çeşitli türden üretimlerin nasıl yapıldıklarını anlatırken aslında okuyucuya benzer mantıkla siz de böyle yapabilirsiniz diyor.

Sahip olduklarımızla yetinmeyi, ama herşeye rağmen yenilikleri de keşfetmeyi öğütlüyor. Mesela 75. sayfada "içinde yaşadığımız dünyayı öğrenmek son derece yararlıdır, daha önce var olduğunu dahi bilmediğimiz birçok şeyi anlamamızı sağlar" diyor ki bir üretken zihnin üretimlerine odaklanmak dışında belki bazen hemen gözünün önünde duran bir şeyden bile ilham alabileceğini söylüyor.

Bir mimar olmam hasebiyle de beni en çok etkileyen kısım "Geleneksel Japon Evlerinde Yaşam" başlıklı bölüm oldu. Geleneksel Japon evleri hakkında ne az şey biliyormuşum dedirtti.

Minimalist yaklaşımlar zaten hep ilgimi çekmeyi başarmıştı. "Eklemek yerine çıkarmak, bu kural öyle bir sadeliğe ulaşmak anlamına gelir ki, esas nesneyi ortaya çıkarmak için yüzeysel olan elenerek ilerlenir ve sonunda yapılabilecek en sade ve basit nesne ortaya çıkar" diyor mesela (s.119). Ya da "bir meyvenin kabuğunu onun ambalajı olarak görmek" önerisi de (s.123) ilginçti.

Özetle keyifli bir okuma yolculuğu vadettiğini söyleyebilirim.


Kitabın adı: Meslek Olarak Sanat
Kitabın özgün adı: Arte Come Mestiere
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Yazar: Bruno Munari
Çeviri: Betül Parlak
Basım tarihi: 2024
Sayfa sayısı: 224