“Zihin bir yer değil, bir süreçtir der Jonah Lehrer. Zihin, nöronlarımız sayesinde sürekli bir akış halindedir… Mimari tasarım bu nedenle tasarımcıya görünenin, kendi filtrelerinin ya da bildiğini varsaydığı durumların ötesinde, mimari araçlarla tekrar keşfedilmeye, ‘bağlam’ dediğimiz ilişkiyi tekrar kurmaya iter… Sorulacak soru şudur: ‘Varsayıyor muyum yoksa gerçekten de öyle mi?’”
Tasarımı bir “ürün çıkarma” işi olmaktan alıp, zihinsel bir arkeolojiye dönüştürüyor. Zihin yer değilse, proje de nesne değil; ikisi de akış. Bu bakış, mimarlığı sabit bir form üretimi değil, sürekli yeniden kurulan bir düşünme pratiği olarak konumlandırıyor. Çizim burada sonuç değil, test aracı.
“Varsayıyor muyum yoksa gerçekten de öyle mi?” sorusu aslında tasarım sürecinin en sert aynası. Çünkü mimarın en büyük tuzağı, bildiğini sandığı şeyler. Alışkanlıklar, referanslar, Pinterest panoları, eskiz refleksleri… Hepsi fark edilmeden “doğru” kabul edilen kabuller. Dündaralp’in tarif ettiği süreç, bunları askıya alıp bağlamı yeniden okumayı öneriyor: yerin bilgisi, gündelik hayat, kullanıcı, rastlantılar.

Bunu okurken mimarlık bir tür saha çalışmasına benziyor. Ofiste değil, dünyada yapılan bir iş. Masa başındaki kesinlikler sahada eriyor. Tasarımcı da biraz antropolog, biraz dedektif gibi: önce gözlemliyor, sonra ilişki kuruyor, en son çiziyor. Çizim en sonda geliyor; hatta bazen sadece düşüncenin izi.
Hoşuma giden tarafı şu: sonuç takıntısını kırıyor. “Ne yaptın?” yerine “nasıl aradın?” sorusunu koyuyor. Böyle bakınca proje, bitmiş bir nesne değil; donmuş bir an. Asıl tasarım ise o ana kadar süren akışın kendisi.
Kitabın adı: Bir (Mimari) Tasarım Süreci Anatomisi – Tasarım Fikrini Açığa Çıkarma ve Tasarım Süreci Kurma Rehberi
Yayınevi: YEM Yayın
Yazar: Boğaçhan Dündaralp
Basım tarihi: 2025
Sayfa sayısı: 132
Yorumlar