Rengin Etkileşimi, algılama süreci için muazzam bir pasaporttur. Çünkü en temelde bir süreçtir: öğrenme, öğretme ve deney için eşsiz bir araç.”

“Yüz insan konuşur, sadece birisi düşünür. Bin insan düşünür, sadece birisi görebilir.”

“Renkler, resim yüzeyinin sahip olduğu onu çevreleyen güvenli geometrik alanlara meydan okur; bunu yatıştırıcı bir yavaşlık ve incelikle, canlandırıcı bir güzellikle yapar.”

Rengin Etkileşimi, rengi bir nitelik olarak değil, bir ilişki olarak ele alır. Bu, görsel iletişim açısından radikal bir kaymadır. Çünkü burada renk artık “ne olduğu” ile değil, ne yaptığı ile anlam kazanır. Aynı renk, farklı bağlamlarda farklı şeyler söyler; hatta bazen susar, bazen bağırır.

Albers’in yaklaşımı, görsel iletişimin en temel varsayımlarından birini sarsar: Görsel mesajın sabit olduğu fikrini. Metin bize şunu hatırlatır: Görmek, pasif bir alımlama değil; aktif bir öğrenme sürecidir. Renk, izleyiciyle karşılaşmadan önce tamamlanmış sayılmaz. Bu nedenle Albers’in çalışması, tasarımcıdan çok okuru ciddiye alır.

Görsel iletişimde bu durum, bağlamın (context) belirleyici rolüyle açıklanır. Aynı renk kombinasyonu farklı zeminlerde farklı duygusal ve bilişsel tepkiler üretir. Bu olgu, algı psikolojisinde simultaneous contrast (eşzamanlı karşıtlık) olarak bilinir ve Albers’in pedagojisinin omurgasını oluşturur. Renk, çevresindeki renkler tarafından sürekli yeniden tanımlanır.

Bu düşünce, güncel görsel iletişim araştırmalarıyla da örtüşür. Örneğin Ware’in bilgi görselleştirme üzerine çalışmaları, renk algısının bağlama son derece duyarlı olduğunu ve izleyicinin dikkatini yönlendirmede tek başına renk seçiminin yeterli olmadığını gösterir.

Benzer şekilde, Palmer ve Schloss’un renk–duygu ilişkisi üzerine yaptığı deneysel çalışmalar, renklerin evrensel anlamlar taşımadığını; kültürel, mekânsal ve ilişkisel olarak okunduğunu ortaya koyar.

Bu noktada Rengin Etkileşimi, bir tasarım kılavuzu olmaktan çıkar; bir görme eğitimine dönüşür. Albers’in pedagojisi, “doğru renk” öğretmez. Bunun yerine, renkler arasındaki gerilimi sezdirir. Görsel iletişimde bu, mesajın açıklığından çok algısal farkındalığı öncelemek anlamına gelir.

Metinde geçen “öğretmek yöntem değil, yürek meselesidir” vurgusu, görsel iletişim için kritik bir eşiktir. Çünkü burada bilgi aktarımı değil, bakış biçimi aktarılır. Renk, mesajı taşıyan bir araç değil; mesajın kendisine dönüşür.

Bu nedenle Albers’in yaklaşımı, mimarlık, grafik tasarım, tipografi ya da arayüz tasarımı arasında ayrım yapmaz. Hepsi için ortak bir soru sorar:
Gördüğümüz şey gerçekten orada mı, yoksa onu biz mi kuruyoruz?

Görsel iletişim, bu sorunun etrafında şekillenir. Renk ise bu sorunun en sessiz ama en etkili taşıyıcısıdır. Çünkü çoğu zaman fark edilmeden çalışır. İyi bir görsel iletişim tasarımında renk, açıklamaz; ikna eder.. Ama bunu bağırmadan yapar.

Belki de bu yüzden Rengin Etkileşimi, hâlâ güncel:
Çünkü bize renkleri değil, görmeyi öğretir.


Kitabın adı: Rengin Etkileşimi
Kitabın özgün adı: Interaction of color
Yayınevi: Hayalperest Kitap
Yazar: Josef Albers
Çeviri: Gamze Rastgeldi
Basım tarihi: 2020
Sayfa sayısı: 193